EDUCongress, Antalya, Türkiye, 26 - 29 Kasım 2025, ss.1735-1737, (Özet Bildiri)
Okul öncesi öğretmenliği, bireyin erken çocukluk dönemine rehberlik eden kişisel, sosyal ve akademik
gelişiminin temellerinin atıldığı, kritik bir meslek dalıdır. Bu mesleğin temelinde, çocuklarla güçlü bağ
kurma, onların ihtiyaçlarına duyarlı olma ve destekleyici bir öğrenme ortamı oluşturma yer alır. Okul
öncesi öğretmenliği alanında görev yapan kadın öğretmenler, mesleki kimliklerini inşa ederken aynı
zamanda toplumsal cinsiyet rolleri, annelik deneyimleri ve görünmeyen emek biçimleriyle iç içe geçen
ve birbirini etkileyen bir süreç yaşamaktadırlar. Ülkemizde okul öncesi öğretmenlerinin büyük
çoğunluğunu kadınların oluşturması, mesleğin annelik rolleriyle özdeşleştirilmesine yol açmakta; bu
durum öğretmenlerin kendi mesleki kimlik algılarını ve çalışma koşullarına dair deneyimlerini
şekillendirmektedir. Özellikle okul öncesi eğitim alanındaki anne olan kadın öğretmenlere odaklanılan
bu araştırma da, annelik ve öğretmenlik rollerinin en yoğun biçimde kesiştiği öğretmenlik mesleğinin
neden sıklıkla kadınlarla ilişkilendirildiği, okul öncesi öğretmenlerinin mesleki kimliklerine anneliğin
nasıl yansıdığını, onların görüş ve deneyimleri üzerinden betimleyerek ortaya çıkarmak
hedeflenmiştir.
Alan yazın incelendiğinde bazı araştırmacıların bu meslekte ağırlıklı olarak kadınların yer almasını
tarihsel ve toplumsal cinsiyet rolleri bağlamında değerlendirilmekte, kadınların doğaları gereği bakım
ve şefkat rollerine uygun olduğu varsayımıyla erken çocukluk eğitiminde kadınların öne çıkarıldığını
vurguladıkları görülmüştür. Bu uzmanlara göre meslek, kadınların "annelik benzeri" rollerini
genişleten bir alan olarak yaşamlarında konumlandırılmış, kadın öğretmenlerin mesleki kimlikleri
genellikle annelikle özdeşleştirilmiş ve bu da öğretmenlik mesleğinde kadınların baskın olmasını
sağladığı görüşünü ifade ettikleri görülmüştür. Alan yazına bakıldığında kadınların deneyimlerinin
hem özel alan (annelik) hem de kamusal alan (öğretmenlik) arasında sürekli bir etkileşim içinde
olduğunu vurgulanmaktadır (Butler, 1990; Acker, 1995). Özellikle “görünmeyen emek” kavramı,
anneliğin doğal bir nitelik olarak algılanıp mesleki rollerle ilişkilendirilerek öğretmenlerin yükünü
artırdığını göstermektedir (Özaydın, 2013). Ayrıca, sosyolojik yaklaşımlar, öğretmenliğin tarihsel
olarak kadın işi olarak konumlandırıldığını ve bu nedenle mesleğin düşük prestij ve düşük ücret sorunlarıyla ilişkilendirildiğini ortaya koymaktadır (Connell, 2009). Bu çerçevede, kadın okul öncesi
öğretmenlerinin annelik rollerini mesleki kimliklerinin ayrılmaz bir parçası olarak deneyimlemeleri,
bireysel tercihlerden çok toplumsal beklentilerle şekillenen bir olgu olarak ele alınmaktadır. Okul
öncesi öğretmenliği, çocukların gelişiminde temel bir rol üstlenen ve ağırlıklı olarak kadınların tercih
ettiği bir meslek alanıdır. Kadınların bu alandaki baskınlığı, sadece bireysel tercihlerle değil,
toplumsal cinsiyet normlarının mesleğe yüklediği anlamlarla da şekillenmektedir (Ailwood, 2008).
Toplumda kadına atfedilen şefkat, bakım ve annelik rolleri, öğretmenlik mesleğini "kadına uygun" bir
iş olarak kodlamakta; böylece kadın öğretmenlerin mesleki kimlikleri, annelik rolleriyle örtüşmektedir
(Boyd, 2013). Ancak bu örtüşme, kadın öğretmenler için hem bir güç hem de bir sınırlayıcı faktör
olabilmektedir. Bir yandan annelik rolü pedagojik ilişkilerde şefkatli ve koruyucu bir tutumu
beslerken, diğer yandan öğretmenliğin profesyonel yönünün görünürlüğünü azaltmakta ve toplumsal
algıda mesleğin değersizleştirilmesine yol açabilmektedir (McDonald, Thorpe & Irvine, 2018). Kadın
öğretmenlerin bu ikili yapı içinde mesleki kimliklerini nasıl kurguladıkları, onların bireysel
deneyimleri kadar toplumsal yapıların da etkisiyle şekillenmektedir (Moss, 2006).
Alan yazında Türkiye’de öğretmenlik mesleği üzerine çok sayıda araştırma yapılmış olsa da, okul
öncesi öğretmenlerinin annelik deneyimlerinin mesleki kimliklerine yansıması konusu sınırlı sayıda
çalışmada ele alınmıştır. Çoğu çalışma ya annelik ve öğretmenliği ayrı ayrı incelemekte ya da kadın
öğretmenlerin mesleki kimliklerini toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız değerlendirmektedir. Bu
nedenle, öğretmenlerin kendi anlatıları/deneyimleri üzerinden hem mesleki kimlik hem de annelik
deneyimlerinin kesişimini irdeleyen nitel araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Yöntem
Araştırmada nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji (olgu bilim) çalışması kullanılmıştır.
Fenomenoloji (olgu bilim), kişilerin olaylara ilişkin deneyimlerini ve düşüncelerini ortaya çıkarmayı
amaçlayan bir araştırma desenidir. Araştırmada verilerin toplanması amacıyla araştırmacılar tarafından
geliştirilmiş olan demografik bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış olup ; 10
öğretmen ile görüşmeler yapılarak katılımcıların annelik ve mesleki deneyimleri derinlemesine
betimlemeleri sağlanmıştır. Araştırmanın katılımcıları belirlenirken; iki temel ölçüt öne çıkmıştır. İlki,
kadın öğretmenlerin anne olması ikincisi ise, uzun süreli öğretmenlik deneyimleri olması. Bu iki
ölçütün seçilmesindeki temel amaç, anneliğin mesleki kimliğe nasıl yansıdığını bireysel deneyimler
üzerinden derinlemesine incelemek ve bunun için kişinin mutlaka anne olması gerektiği gerçeği;
ikincisi ise, mesleki kimliğin oluşmasında, o meslekte uzun süre deneyim sahibi olunması gerektiğidir.
Bu iki ölçüt ile birlikte gönüllülük esasına dayalı olarak seçilen toplam on öğretmenden altısı Antalya
ili Demre ilçesinde, dördü ise İstanbul Kartal İlçesinde görev yapan deneyimli öğretmenlerdir.
Çalışmada elde edilen verilerin analizinde Braun ve Clark (2006) tematik analiz kullanılmıştır. Kadın
okul öncesi öğretmenlerinin mesleki kimliklerine annelik rollerinin nasıl yansıdığına dair görüşleri
incelenmiş ve bu görüşler kodlanarak tematize edilmiştir. (Ö1,Ö2,Ö3.....Ö10 ). Bu bağlamda 10öğretmen ile yapılan görüşmelerden elde edilen veriler kullanılarak 3 ana temaya ulaşılmıştır. Bunlar
kadın öğretmen olmak, annelik rolünün öğretmenlik mesleğine yansıması ve mesleğin anneliğe
yansımasıdır
Beklenen/Geçici Sonuçlar
Bu araştırmadan beklenen temel sonuç, kadın okul öncesi öğretmenlerinin mesleki kimliklerine
annelik rollerinin ve toplumsal cinsiyet normlarıyla birlikte nasıl yansıdığının ortaya konulmasıdır.
Annelik, öğretmenlikte empati, sabır, şefkat ve çocuk merkezli yaklaşım gibi nitelikleri
güçlendirirken; aynı zamanda zaman yönetimi, iş-özel yaşam dengesi ve rol çatışması gibi sorunları da
beraberinde getirmektedir. Bu durum, kadın öğretmenlerin mesleki doyumlarını olumsuz
etkileyebilmektedir. Katılımcıların deneyimleri, toplumun “fedakâr anne” ve “özenli öğretmen”
beklentilerinin kadınlar üzerinde baskı oluşturduğunu ve bu durumun emeklerinin çoğu zaman fark
edilmemesine yol açtığını göstermektedir.Bu geçici sonuçlar, kadın emeğinin özellikle okul öncesi
eğitim gibi "kadına uygun" görülen alanlarda doğal ve sorgulanmayan bir sorumluluk olarak kabul
edildiğini düşündürmektedir. Araştırma, bu görünmez emeği görünür kılmayı ve kadın öğretmenlerin
yaşadığı eşitsizlikleri toplumsal cinsiyet perspektifiyle ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: kadın okul öncesi öğretmenleri, mesleki kimlik, annelik rolleri, toplumsal cinsiyet,
fenomenoloji