Devlet gücünün en çarpıcı yönü olan "cezalandırma hakkı" ve bu doğrultudaki "ceza" kavramıdır. Cezada ölçü, suçlunun kasıt ve kusur derecesi ile işlenen suçun ağırlığıdır. Psikiyatrinin ceza hukukuna yardımcı olduğu nokta ise suçun manevi öğesinin gerçekleşip gerçekleşmediğidir. "Cezai Sorumluluk" kavramı bir ruh sağlığı uzmanı için açık ve belirgindir. Akut ya da kronik bir zihinsel hastalık hukuki anlamda da ispat edilebilir bir tanıdır. Ancak buradaki soru tanısal orijin de değildir. Hukuki ya da cezai sorumlulukta fonksiyonel azalmayı tespit etmektir. Adli psikiyatri uygulamalarına bakıldığında -belli başlı akıl hastalıklarından farklı olarak- kişilik bozuklukları, genel olarak cezai sorumluluğu ortadan kaldıran bir fenomen olarak görülmemektedir. Elbette suç davranışları sadece kişilik bozukluğu nedeniyle meydana gelmemektedir. Araştırma bulguları, kişilik bozukluklarının genetik yatkınlıkla beraber çevresel koşullar ve olumsuz yaşam deneyimlerinin etkileşimi ile meydana geldiğine işaret etmektedir. Peki bu genetik --ya da-- diğer faktörler bir insanın cezai sorumluluğunu azaltmakta mıdır? Burada tartışılması gereken, kişilik bozukluğuna sahip şüphelilerin cezai sorumlulukları ile ilgili ruhsal değerlendirme sürecinde kullanılan ölçütlerin işlevselliğidir. Adli sürece bakıldığında tanı koyma işlemi için psikiyatrın elindeki en önemli enstrüman sınıflamadır. DSM IV tarafından tanımlanmış olsa da kişilik bozuklukları kriterlerinin hepsinin birden bugüne kadar tam olarak oturtulamadığı da görülmektedir. DSM sistemi kısmi hastalıkların yarattığı fonksiyonel işlev kayıpları ile ilgili olarak bilgi vermez dolayısıyla buradaki ilgili tanılar hukuki zeminde adli sorunları çözemez. Böyle bir durumda, kişilik bozukluklarının yol açtığı, sosyal normlara uyma yeteneğindeki azalmaya nasıl karar verilecektir?
The most striking aspect of the state power is the “right to punish” and the concept of “punishment” in that notion. The level of punishment is determined by the degree of intent and fault, and the level of the crime committed. The point that psychiatry assisting criminal law is whether or not the “mens rea” has taken place. The concept of “Criminal Responsibility” is clear and obvious for a mental health professional. A diagnosis about an acute or chronic mental illness can be proven in the legal sense. But the question here is not the diagnostic origin. It is to detect the functional reduction in legal or criminal responsibility. Judging from the practice of forensic psychiatry personality disorders - unlike some major mental illnesses - are generally not seen as a phenomenon that dispose criminal responsibility. Of course, criminal behavior is not merely due to personality disorders. Research findings indicate that personality disorders are caused by the interaction of environmental conditions and poorly life experiences as well as genetic vulnerability. Are these genetic factors or other factors reducing the criminal responsibility of a person? What should be discussed here is the functionality of the criteria used in the moral/mental assessment process for criminal responsibility of suspects with personality disorder. From the judicial process point of view, the most important instrument that a psychiatrist has in diagnosis is classification. Although some of them are defined by DSM IV, it is known that none of the personality disorders criteria could be fully settled today. The DSM system does not provide information on dysfunctions caused by partial diseases, so the related diagnoses cannot solve judicial problems in legal cases. In such a case, how will it be decided whether the ability to comply with social norms has been reduced by personality disorders?