Striving for Superiority between U.S. and China: The Rivalry Leading to the Trade War (1978-2020)


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Kültür Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2021

Tezin Dili: İngilizce

Öğrenci: OSMAN SELMAN KAYHAN

Danışman: AKGÜN İBRAHİM MENSUR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Amerika ve Çin arasındaki ilişkiler Uluslararası Ekonomi Politikaları açısından zorlu bir süreçten geçmektedir. Bu sıkıntılı süreç, dünya düzenini barışçıl ve istikrarlı bir şekilde sağlama konusunda kaygılandırıcı bir etkiye sahiptir. Çin'in 1978 ekonomik reformları ve modernizasyon sürecini takip eden hızlı büyümesi, gelecekteki politikalarına yön verecek önemli bir durumdur. Çin'in bu ani büyümesi bazı engellerle karşılaşsa da ülkenin dünya politikasına etkisi hala üst düzeydedir. Bundan dolayı Amerika ile Çin arasında 1978 ekonomik reformları sonrasında başlayan dostluk yerini şüpheci yaklaşımlara bırakmıştır. Amerikan yetkililere göre yükselen Çin'in izlediği politikaların ardındaki gerçek niyet gizemini korumaktadır. Bu yüzden ikili ilişkilerdeki geçişler oldukça önemlidir. Soğuk Savaş sonrasındaki değişen güç dinamikleri iki ülkenin de politikaları üzerinde önemli bir etkiye sahip olmuştur. Çin'in beklenmedik derecede başarılı bir ekonomik ilerleme kaydetmesi ülkenin mevcut olan dünya düzeninde mi yoksa kendi ulusal çıkarlarına yönelik mi politika izleyeceği sorularını akıllara getirmiştir. Amerika'da mevcut olan Çin algısı özellikle Tiananmen Meydanındaki olayların güç kullanılarak bastırılmasıyla negatif yöne evirilmiştir. Bu süreçten sonra ortaya çıkan Çin tehdidi algısı ülke genelinde önemli bir popülarite kazanmış ve birçok makaleye konu olmuştur. Her ne kadar bu tehdit algıları söylev durumunda olsa da önemli akademisyenlerin ve halkın büyük çoğunluğunun desteğini arkasına alması Amerika devletinin karar alıcı mekanizmalarına bir baskı oluşturmuştur. Ancak Amerika hükümeti Çin'i direkt olarak karşısına almanın iki ülkenin de zararına olacağını düşündüğünden stratejik ortaklığı daha uygun görüp bu yönde politikalara yönelmiştir. Ancak Çin'in devam etmekte olan hızlı büyümesi stratejik ortaklık politikalarına olan eleştirileri arttırmıştır. Çin tehdidi algısının çeşitli teorilerle desteklenmesi ve Çin'in artan ekonomik ve askeri bütçeleri söylevlerin gerçeğe dönüşme ihtimalini kuvvetlendirmiştir. Bu süreç Çin'in hızlı büyümesinin dünya düzeninde bir tehdit oluşturup oluşturmayacağı sorularını akıllara getirmektedir. Amerika'nın yükselen Çin'e karşı ortaya çıkan tehdit algılarına nasıl reaksiyon vereceği, politikalarını bu doğrultuda şekillendirip şekillendiremeyeceği önemli bir hal almıştır.